Kalem Kahve Klavye Röportajı

Burak Çakır, geçmişte Milenyum Çıkmazı adlı kitabıyla edebiyat dünyasına giriş yapsa da seslendirmeden belgesel yönetmenliğine kadar geniş bir çerçevede üretim yapıyor. “Ben bir anlatıcıyım ve anlatmak istediklerim var,” diyen yazar, bu sefer çocuklar için kaleme aldığı öyküleri Roza Çocuk etiketiyle yayımlanan “Gamzeli Gezegen” kitabında bir araya getirdi. Burak Çakır’la yeni kitabını ve çocuk edebiyatını konuştuk. 
Daha önce yayımlanmış, “Milenyum Çıkmazı” adında, türü ve içeriği farklı bir kitabınız var. Sizi çocuk edebiyatına yönlendiren şey ne oldu?
Çocuk öyküsü yazmak, çocukluğumu yad etmemi ve beraberinde nostaljik duygulara kapılmamı sağladı. Hayatın hengâmesi içinde rahatlamak adına yaşanmışlıklara sığınmayı seviyorum. Okuduğum bir kitabı tekrar okumak, izlediğim bir diziyi tekrar tekrar izlemek zamanın içinde kaybolmamı engelliyor veya öyle hissetmemi sağlıyor. Hayatıma aidiyet katıyor. Yazık ki insan belli bir yaştan sonra bunun –anılarının- kıymetini anlıyor ve anlatma ihtiyacı hissediyor, ben bu hissi ötelemek ve unutmak istemediğim için Gamzeli Gezegen’i kaleme aldım.
Kitap üç öyküden oluşuyor: “Tırtıl Efsanesi, Sırnaşık Sarmaşık” ve “Gamzeli Gezegen”.  Bu öyküler, başka öyküler arasından mı seçildi? Eğer öyleyse bu üçünü seçmenizdeki sebep neydi?
Aslında üç öykü edebiyatımızın üç farklı dönem ve anlayışını temsil ediyor. İlk öykü olan “Tırtıl Efsanesi”nde Türk ve dünya edebiyatının mitolojik anlatılarını esas alarak daha mistik bir anlatı tercihinde bulunuyorken bir sonraki hikâyede klasik Türk şiirinde sıklıkla gördüğümüz âşık-maşuk, gül-bülbül ilişkisine benzer bir ilişki kaleme aldım. Hikâyede klasik Türk şiirinden farklı olarak bülbül yerine sarmaşık âşıklık rolünü üstleniyor ancak dönemin âşık profiliyle birebir örtüşen bir karakter. Gamzeli Gezegen ise daha modern bir öykü… Bir uzay macerası olmasından hikâyedeki karakter ve anlatıya kadar her unsur daha güncel. Özetle kitabın üç öyküden meydana gelmesi ve başka öyküler yerine bahsettiğimiz bu üç öykünün kitapta yer almasının sebebi edebiyat tarihimizde küçük bir gezintiye çıkma arzumdan ibarettir.
” Tırtıl Efsanesi” öykünüzde daha didaktik bir tavır varken, diğer iki öyküde hikâye öne çıkıyor. Çocuklara öyküler yazmaktaki öncelikli itkiniz; onlara okunacak hikâyeler sunmak mı, satır aralarında onlara mesajlar, nasihatler vermek mi?
Mesaj kaygısı ile sanat yapılamayacağı kaygısındayım. Elbette bir şey anlatıyorum ve bunu belli bir yaş aralığındaki çocuklara anlattığım için dikkatli davranıyorum ama önceliğim hiçbir zaman kıssadan hisse vermek olmadı. Yazarın nasihat vermeye çalışması, mesaj kaygısı ile kalemi eline alması oldukça ilkel, çağ dışı bir tutum. Tırtıl öyküsünün daha didaktik olmasının sebebi bir önceki soruda da dile getirdiğim, Türk edebiyatının eski dönemlerinde sıklıkla gördüğümüz destansı anlatım ile alakalı. Dönemin üslubunu takınmam hikâyeyi daha didaktik bir havaya sokuyor.
Bir pedagojik altyapı gözettiniz mi öyküleri yazarken?
Öykülerin yazım aşamasında değil ancak basım öncesinde pedagog bir hanımefendi ile uzun uzun görüştük. Yine yayın öncesinde çeşitli yaş gruplarından ona yakın çocuk, aileleri ile beraber kitabı okudu, değerlendirdi ve biz de yazımından çizimine dek kitapta gerekli düzenlemeleri gerçekleştirdik.     
Öyküleri oluştururken önce tema mı geliyor yoksa karakterler mi? Sözgelimi, sarmaşık ile gülün hikâyesini anlatırken önce karakterlerine mi karar verdiniz yoksa anafikri belirleyip karakterleri mi üzerine giydirdiniz? Süreç nasıl ilerliyor?
Değişiyor… Gamzeli Gezegen hikâye ile birlikte gelişen bir karakter oldu, diğer yandan Sırnaşık Sarmaşık öyküsünün yazımı ise ismi ile başladı. Sempatik, ikilemeyi andıran hoş bir isim olduğunu düşünerek yazmaya başladım.
Öykülerinizin kahramanları çiçekler, hayvanlar, gezegenler; kısacası insan dışındaki varlıklar. İnsanlar ise daha çok yardımcı karakter konumundalar. Bu bilinçli bir tercih mi? Evetse, neden?
İnsan dışı karakterler oluşturmamın iki ana nedeni bulunuyor. Birincisi yaş kitlesi oldukça küçük olan okurlarımın empati kurma becerilerini geliştirmek ve ikincisi ise hayal güçlerini beslemek. İnsan kendisi dışında birçok dünyanın var olduğunun bilincine varmalı, kitap da bu yolda ekilen küçük bir tohum yalnızca.
Çocuk ve gençlik edebiyatı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda hem üretim hem okunma olarak kalabalıklaşan bir alan oldu. Eksi ve artılarıyla Türkiye’deki çocuk ve gençlik edebiyatını nasıl buluyorsunuz?
Edebiyat dünyamız teknolojinin getirileri ve maliyetlerin azalması gibi etmenler sebebiyle gün geçtikçe üretken bir hal alıyor. Her hafta yüzlerce yeni kitap piyasaya giriyor, bunların içerisinde de onlarca çocuk kitabı yer alıyor. Ben bu üretkenlikten memnunum açıkçası, bir nevi fırsat eşitliği sağlıyor ancak çocuk edebiyatı sanat ve çocuktan uzak bir konumda. Kitabın yazım sürecinden önce ciddi bir piyasa araştırması yaptım ve üzülerek belirtmeliyim ki çocuk edebiyatı adına yapılan pek çok çalışma ticari menfaatler üzerine kurulu ülkemizde. Kitap pazarı içerisinde çocuk kitaplarının yeri her zaman ayrıdır, okuyucusu bellidir ve pek seçici değildir. Çünkü ebeveynler kitap okumasa dahi muhakkak çocuklarına kitap alırlar. Bu durum gerek yayınevleri gerekse yazar ve çizerlerce fazlasıyla suistimal ediliyor.
Farklı iş ve alanlarla haşır neşirsiniz. Seslendirme yapıyorsunuz, Türk Dili ve Edebiyatı okuyorsunuz, bir belgesel yönettiniz. Bu alanlar birbirlerini nasıl etkiliyor, besliyor? Sizin için öncelikli olan var mı?
Ben bir anlatıcıyım ve anlatmak istediğim meseleler var. Meramımı en doğru şekilde nasıl aktarabileceksem, alıcısına en iyi nasıl ulaştırabileceksem o yöntemi kullanmaya çalışıyorum. Bunun için kimi zaman seslendirmen, kimi zaman yönetmen sıfatına bürünmem gerekebiliyor ancak ben hepsinden önce bir yazarım ve zaman zaman farklı sıfatlara bürünsem bile yazarlık misyonumu gözeterek çalışıyorum.
Bahsi geçmişken Modern Ozanlar belgeselini de sormak isterim. Ne durumda? Gösterime girdi mi, girecek mi?
Modern Ozanlar’ı tamamladık ve 2019 Şubat ayında yayınlamayı planlıyorduk ancak öncesinde festivallere ve çeşitli ödüllere katılmamızın daha doğru olacağına karar verdik. Şu an bekleme sürecindeyiz ancak en geç yazın izleyicimize kavuşacağız.
Bizden bu kadar. Eklemek istedikleriniz varsa buyurun.
Alakanız için teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum. Mürekkebiniz dolu, kahveniz taze, klavyeniz hızlı olsun…
Teşekkür ederiz. 🙂

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Söylenti Dergi Röportajı