Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fısıltılar (21.12.15)

Resim
Şimdi dostlarım, en tatlı vaktinde öğleden sonranın büyük bir sadizmle ilan edilir kayıplarımız. Utanırız. Elimizdeymiş gibi kaderimiz, yazımızı biz yazmışız gibi üzülürüz kaybettiklerimizi gördükçe. Belki gözümüzde birkaç damla yaş ile mesul tutuluruz dünümüzden, yaralarımızdan. Yaranmak için mükemmeliyetçi insan soyuna, kim bilir ne bahaneler uydururuz hatalarımıza. Sanki bir biz günahkârmışız gibi, sanki tüm suçların mükellefleriymişiz gibi, hâkim karşısında hesap verircesine açıklama gereği hissederiz bu düşmüşlüğümüzü. Kaldı ki itiraz hakkı da tanımazlar bize, itiraz etmek günahtır onlar için. Ah dostlarım benim, tüm susuşumuz bundan değil mi zaten? Yorulduk insanlara insanlığı anlatmaktan.

On'dan Sonra ║ Şiir

Resim
Ocakta su kaynıyor Biz demleniyoruz bulduğumuz her aralıkta Kaybetmiş gibiyiz, kaybolmuş gibi O korkunç suskunluğun ortasında Sana gecelerce okuduğum şiirler Ocakta su kaynıyor Biz demleniyoruz bulduğumuz her aralıkta Önümüz kış, ardımız yalan Yavan geliyor sana adanmayan her şiir Her şehirde tutsağım sensiz Sense hala sessiz ve güzelsin Bensiz.

Tükenmeyen ║ Şiir

Resim
Sınırsız bir kâbus, sabahsız bir gece Yıldızları öldürüyor sokak lâmbaları Söndürün Söyleyin sussun sokak köpekleri İçimde bir çocuk ağlıyor Can çekişiyor iç sesim, vicdanım Kalbim, ritmi bozuk bir ağıt tutturuyor Ruhuma gardiyan oluyor göğüs kafesim Nevrim dönüyor, yitik sevgilerde

Bir Eylül Sabahı ║ Şiir

Resim
Bir eylül sabahı, sessiz ama azimle Yağmur yağıyor bu ruhsuz kentte Ve yağmurun her tanesi seni düşürüyor aklıma Ürkek adımlarla geçiyorsun Kalbimin acıyan yerlerinden Geçip gidiyorsun Suzan Kırgınlığıma aldırmadan Verdiğin sözler yankılanıyor Boş bir evin tenhalığında Sustuğun yerde tükeniyor İnsanlık adına beslediğim ümitler Yine bana kalıyor yalnızlığın ayini

Anlatamamanın Büyüsü ║ Makale

Resim
Şair insanın tarifsiz duygularını şiir aracılığı ile tarife çabalar. Kullandığı kelimeler ve tekniği ile başta kendi, sonra okuyucusunun duygularına tercüman olmaya gayret eder ancak bu gayreti her zaman sonuç vermez. Dil tabiatı gereği belli bir yapıya ve kurallara bağlıdır, oysa duygular değişken ve sınırsızdır. Bu noktada şair yaşadığı ya da hissettiği her duyguyu kaleme alamayabilir. Şairin içinde bulunduğu hissiyatın kelime karşılığı henüz dilde var olmadığından şaire yazabileceği tek bir kelime kalır; “Anlatamıyorum” Tek bir kelime ile şair okurunu sınırsız bir duygu yoğunluğuna itmiş olur. Her okur bu anlatamamayı kendi hissiyatı ölçüsünde kavrar ve hisseder. Bu sebeple “Anlatamamak” şiir için sihirli kelimelerden biridir. Bakıldığında şairlerin de bu büyüden habersiz olmadığını görüyoruz ve şiirde anlatamamak bahsi açıldığında şüphesiz akıllara gelen ilk isim Orhan Veli Kanık oluyor. Meşhur şiirinde Orhan Veli anlatamamayı çok güzel ifade ediyor; “ Ağlasam sesimi duyar

Şairin Duası; Şiir ║ Makale

Resim
Şiir şairin mısralar arası yolculuğu ve yok oluşudur. Çünkü şair kalemi eline aldığı zaman duyguları öznelliğini kaybeder, çektiği acı evrensel bir acı, duyduğu sevinç insanlık adınadır. Şair ilahi bir iç çekişin yazmanı, şiir kulun günaha tövbesidir. Güzellemedir yaşanan ve yaşanmış her şeye. Yalnız aşka ve sevdaya dair değil, ayrılığa, yalnızlığa ve ölüme yazılmış bir güzellemedir. Bu yüzden ki; tozpembedir şiir. Günahsız, yalansız ve çoğunlukla kadın. Bir kadın zarafeti, estetiği ve güzelliği taşır çünkü şiir. Şairi şair yapan da bu kusursuz kadına duyduğu tükenmez aşktır. Şair âşıktır kelamla gelen güzelliğe, kirletilmemiş söylevler mucididir. Şair demişken şiire övünç payını vermemek olmaz, çünkü şiir her bakımdan üstündür şairinden. Yazıdan eski, hatta belki insanlıkla eştir doğumu. Bu bakımdan şiir şaraptır. Yaşlandıkça yıllanan, yıllandıkça tatlanan ve içtikçe insanı sarhoş eden bir şarap. İnsan ruhunun haritası, kalbin ritim bozukluğu, yalnızlık seremonisi, ölüm ağıtı ve hiç ş

Fısıltılar (11.11.15)

Resim
Üç… İki… Bir… Ve işte saat on ikiyi geçti, işte yeni bir gün! Oysa ben birkaç dakika öncesiyle şimdi arasında bir fark hissetmiyorum. Yine aynı kasvetli gece, aynı bunaltıcı ev ve aynı aptal adam. Yani ben. Hala buradayım, hala olduğum yerde, olmak istediklerimden çok uzakta. Bekliyorum yine. Ocakta su kaynıyor, önümde bitmiş iki paket sigara. Sıkılıyorum. Ne yapmak istesem saçma buluyorum akabinde, neye heves etsem olmuyor. Öylece oturup bekliyorum bende, neyi ve neden beklediğimi bilmeden.  Zaten bir beklemeyi bilirim ben, bir de sevmeyi. Kaldı ki birinin farkı yok ötekinden. Beklerim. Öyle ki bazen beklediğim bile unutur beklendiğini. Beklediğimle kalırım. Olsun, ben yinede beklerim. Her gidene bir kalan lazım neticede. 

Fısıltılar (27.10.15)

Resim
Bazıları diyorum ne kadar şanslı ama habersizler bundan, senden habersizler. Sanıyorum o küçük taşra kenti için varlığınla yokluğun eş değerdir, farkına varmaz mahalleli çekip gitsen. Belki bir Ebru merak eder ve birkaç dostun arar seni. Hepsi bu.  Oysa ben burada, senden fersah fersah uzakta öylesine biliyorum ki varlığının ne denli güzel olduğunu, nasıl huzur bulduğumu yanındayken; yokluğuna tahammülüm o denli azalıyor. Anlamalısın beni. Her şey gibi tükeniyor sabrım da ve korkuyorum sevgimin tükenmesinden, yalnızlıktan korktuğum kadar...

Milenyum Çıkmazı

Resim
Bayağıdır üzerinde çalıştığım kitabım yakın bir zamanda basıma giriyor. Kitaba dair gelişmleri takip etmek için kitabın Facebook sayfasından takip edebilirsiniz.   Görüşünceye dek muhabbetle kalın...

MÜJDE IV. Bölüm

Resim
Taksicinin parasını ödeyerek indi arabadan Mark çocukluğunun eğlence temsili olan oyun parkının yüzüne bakmadan doğruca eve ilerledi. Kapı çalması ile açılması bir oldu; -Mark, hoş geldin! Gel içeri hadi… Usul adımlarla girdi evine Mark, salona varınca Andrea ile kucaklaştılar; -Özletiyorsun kendini dedi Andrea, “Daha sık gelmelisin…” -Haklısın… dedi Mark ve baba oğul bir an için bile olsa sıradan bir muhabbete tutuştular. Yemek masasına geçtiklerinde konuyu araladı Mark; -Tarık yemiyor mu? Rose’un yüzündeki tebessüm maskesi düşü verdi yüzünden, hüzün dolu bir damla yaş kaldı geriye. -Yemek istemedi dedi Andrea “Tokmuş...” Rose başını yemeğinden ayırmadan müdahil oldu sohbete; -Bir haftadır bir şey yemiyor… Kimse yemeğine dokunmuyordu, herkesin başı önünde dalıp gitmişti. Mark daldığı matemden uyanınca ayağa kalkarak kapıya yöneldi, Tarık’la görüşmeliydi. Evden hızlı adımlarla çıkarak bahçedeki karavana doğru ilerledi, kapıyı tıkladı. -Kapı açık diye seslendi Tar

MÜJDE III.Bölüm

Resim
Ambulansın siren sesi geçtiği yerlerde hüzün saçarak ilerliyor, mahalle sakinlerinin meraklı bakışlarına aldırış etmeden yoluna devam ediyordu. Rose Tarık’ın yanına oturmuş elini tutuyordu, Anrea ile ambulans şoförünün yanına oturmuş şoföre daha hızlı gitmesi gerektiğini söylüyordu. Tarık ise sedyenin üzerinde hareketsizce yatıyor ara ara bir şeyler mırıldanıyordu ancak Türkçe konuştuğu için ne dediği bir türlü anlaşılmıyordu. Rose damar yolu açmakta olan hemşireye yaklaşarak; -Neyi var çocuğun? Dedi. Sesindeki endişe ve korkuyu sezen hemşire damar yolunu açıp Rose’un yanına oturdu; -Bakın ben doktor değilim ama epilepsi krizi gibi duruyor… Rose epilepsinin ne olduğunu bilmese de çocuğun halinden ve hemşirenin ciddiyetinden çok da kolay bir hastalık olmadığını kavramıştı. Sessizce Tarık’a döndü Rose, sayıklamaları sürüyordu. Birden gözlerini açarak fırladı yerinden; -Baba? Hemşire zorlukla yerine yatırabildi, çok geçmeden tekrar bayıldı Tarık. Rose’un korkmuşsa da be

MÜJDE II.Bölüm

Resim
Tarık akşam yemeğinin ardından karavanına dönmüştü ancak yapabileceği ya da yapmak istediği bir şey yoktu, yatağına uzanmış geçmiş günleri düşünüyordu, güzel günleri… Annesinden yediği dayaklar, kardeşiyle kavgaları, babasının azarları bile tatlı geliyordu şimdi.  Annesinden yediği ilk dayağı hatırladı sonra; altı yaşındaydı ya da yedi ama daha büyük değildi, iyi hatırlıyordu. Üst kat komşuları yeni taşınıyordu ve kapılarının önünde eski, taşlı bir ahize vardı. O yaştaki aklıyla bu taşları mücevher zannetmiş ve arkadaşlarını da toplayarak bütün taşları koparmışlardı, artık onlar da birer define avcısıydı! En azından eve gidene kadar öyle sanıyordu Tarık, işin aslını yediği dayak ortaya koymuştu ya iş işten geçmişti artık… Sonra babasının ilk bisiklet alışı geldi aklına, bisiklet öğretişi. İki tane yaprak bulmuştu babası, biri kızıl bir tonda diğeri ise yeşile yakın bir yapraktı. Tarık bunlara göre duruyor ve hareket ediyordu ama en önemlisi bu değildi, burada önemli olan babas

MÜJDE I. Bölüm

Resim
Sonbahar iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamış, İngiltere’de hava mutlak griydi. Yere düşen yağmur taneleri gizemli bir akustik oluşturuyor, bir hüznün şarkısı mırıldanıyorlardı. Ağaçlardan dökülen kuru yapraklar, rüzgârın ürpertici uğultusu bu hüznün ortaklarıydı. Bu iç karartıcı manzaraya bakmaya daha fazla tahammül edemeyen Tarık sertçe örttü karavanın penceresini ve yeniden yarım bıraktığı kitaba döndü ama iştahı yoktu, birkaç kelime ancak okuyabildi. Kitabı kapatıp masanın köşesine ittirdi, canı sıkılıyordu ve ne yapacağını bilmiyordu “uyumak iyi gelebilir” diyerek yatağına doğru ilerledi. Dağınıklığın içinden kendince bir yol bularak yatağa uzandı, gerçekten yorulmuştu. Gözlerini tavana dikerek düşünmeye başladı “Babasının bahsettiği bu büyük sır ne olabilirdi?” Aklına gelenler mantığına yatmıyordu, çünkü aklına gelebilecek alelade bir şey büyük bir sır olamazdı, olmamalıydı. Bu sır öylesine büyük ve ihtişamlı olmalıydı ki bir çırpıda idrak edememeliydi. Çalan kapıyla

Ahmak Islatan ║ Şiir

Resim
Bozuk bir terazi misali hayat Orantısız yaşıyorum sevgilim Yokluğun büsbütün bozuyor dengemi Hakkım olanı alamıyorum nicedir Belki ayak uyduruyorum mevsimlere Kim bilir? Yaz günü sağanağa tutuluyorum Yağmur okşuyor saçlarımı Gönlümün paslı kapıları aralanıyor Sesim oluyor inleyen gökyüzü Bir yıldırım gibi düşüyorsun aklıma Sen söyle; delirmemek elde mi? Kirpi Edebiyat dergisi/ 21

Sağanak ║ Şiir

Resim
Şubatı bulamadık sevgilim Hapsolduk ocağın içine Yandık, yanıldık fazlasıyla Uğursuzdu o pazartesi On üçünde sobeledi bizi Dağıldık Kaçtık birbirimizden Sığınacak gölgeler aradık Ağlayacak tenhalar İnsanlar aradık unutmak için Bulamadık Yeni bir şiirim ile Rıhtım dergisinde yerimi alıyorum... Sağanak'ı yerinde okumak için;  http://rihtimdergi.com/ saganak/

Düşlü Geçmiş Zaman / Kısa Öykü

Resim
Neden şiir yazdığımı sormuştun yağmurlu bir akşamüzeri, hani küçük bir şemsiyenin altında, bir sitenin önündeki bankta. Kasıntı bir cevap ile geçiştirmiştim sorunu. Ötelediğim gerçek bugün yapıştı yakama, ele veriyorum kendimi;  “Herkesin bir hikâyesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur” diyor Asaf, yalan yok etkilendim bu laftan ve oturarak mısra mısra işledim seni. Gözlerinden başladım önce, zeytin irisi gözlerinden. Peşinden sık ve sarı saçların düştü aklıma, saçlarından bahsettim tütün kokan gecelerde. Oysa sigara bile içmem. Sonra yetmedi gözlerin, kokun yetmedi, bende “gülüşün” dedim. Sığamadım, uyaklarım yetişemedi huzura. Kalemimin mürekkebi gibi, yazdıkça tükendim. Olsun.  Yılmadım, yine yazdım seni… Seni yazdım, çünkü bir tek sen yakıştın mısrama. Seni yazdım çünkü farklıydın sende benim gibi, herkes olmayı hak etmeyecek kadar farklıydık ve sevgilim emin ol bu yüzden ayrıldık…

Pijama ile Devam!

Resim
Ben  Pijama 'da köşemi, Pijama raflardaki yerini aldı! Okurken dikkatli olun, Paranoyak Parodi ironi içerir!

Payıma Düşen ║ Şiir

Resim
Yeni şiirim "Payıma Düşen" Rıhtım dergisinin 16.sayısında yerini aldı;  Kaynağından Okumak İçin Tıklayın

6 Mayıs'da Başlıyoruz...

Resim
Ne aşk biter ne söz... Şairane program; Bengi Kelam 6 Mayıs'ta başlıyor!