Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İllaki ║ Öykü

Resim
Çiçekli porselen bir tabak. Üzerinde sırasıyla kısır, börek ve ev baklavası… Elimde tatlı çatalıyla bir yandan ufak ufak atıştırıyor, diğer yandan odada dönen muhabbetleri üstünkörü dinliyorum. Annem ve Şengül teyze yeni taşınan komşularına ne kadar elit bir muhitte oturduğumuza inandırma gayretindeler, inanıyor da kadıncağız, sorgulamıyor bile. Belki de inanmak istiyor. Kısırın acısını alsın diye bardağıma uzanacak gibi oluyorum ama çabuk vazgeçiyorum. Erik kompostosu. Elleriyle yapmış bizim hanım abla. Güvenmiyorum hijyenine, içmiyorum o yüzden. Zaten kompostoyu koyarken annemle göz göze geldik; kaşlarını kaldırıp iri iri açtı gözlerini. Bu “yapma” demek bizim lügatimizde.   El mahkûm baklavaya sığınıyorum, acısını almaz belki ama ağzımın tadı değişir hiç yoktan. Babamlara kulak kabartıyorum, az sonra Nazım amcayla göz göze geliyor, gülümsüyoruz birbirimize. O da sıkılmış anlaşılan. Oysa babamla şu yeni gelen adam bayağı koyu bir muhabbetin içindeler, öyle ki yemeden içm

Bahsi Geçenler ║ Öykü

Resim
Kâbusundan sıçrayarak uyandı Âdem. İlkin idrak edemedi ne olduğunu, kan ter içerisinde kalmıştı. Soluk alıp verişi normalleşmeye başlayınca yavaşça etrafa bakındı, odasındaydı. Uzanarak gece lambasını yaktı ve saate baktı, beşe geliyordu. Aşırı terlediğinden olacak, dudakları kurumuştu. Doğruldu yatağından ve komidinin üzerindeki su bardağına uzanarak bir nefeste içti bütün suyu. Lambayı söndürerek yeniden yatağına yattı. Fena bir kâbustan uyanmışken yeniden uyumaya çalışmak pek akıllıca değildi aslında. Gelgelelim Âdem de pek akıllı biri değildi. Yumdu tavana dikili olan gözlerini. O an için tek dileği yeni bir kâbus görmemekti… Önce bir çift çekik göz gördü Âdem, gözkapakları aralanınca da zümrüt yeşili gözler. Sonra bu gözlerin hemen altında belirgin iki elmacık kemiği dikkatini çekti, sonra altın sarısı saçlar ve kendisine tebessüm eden pembe dudaklar. Ve tüm varlığını koyarak ortaya büyük bir bahis oynadı Âdem, tüm risklerine rağmen sevdi bu kadını. Oysa kadın Âdem’in sevdiği

Gece Sorgusu ║ Şiir

Resim
Kör bir çığlık çarpıyor Karartılmış dağlara Sıyrılarak ahmaklığından Dünyevi varlığını sorguluyor Siyahî bir kuş Önce Sartre’dan bir söz okuyor Sonra Bektaşi’den bir nefes Ve uzanarak kadehine Yudumluyor hiçliğini

Fısıltılar (4.5.16)

Resim
Ah! Dostlar, dostlarım… Egolarınız kör ediyor o gözlerinizi, takılıp kalıyorsunuz dünün matemi ve yarın düşleri arasında. Farkında olmadan kaçırıyorsunuz bugünü yaşamanın hazzını. Yaşamak sayıyorsunuz beton yığınları altında yaşlanmayı. Zaten pek seviyorsunuz yaşam hakkında laflar gevelemeyi, farklı bir laf etmeyi bilgelik sayıyorsunuz. Hem cehaletten yakınıyor, hem cehaletten besleniyorsunuz. Yoksa kim dinlerdi sizin budalaca sözlerinizi? Ölümden ödünüz kopuyor bir yandan, diğer yandan cenazeniz bile bir merasim olsun istiyorsunuz. Ve yalnızca kendinize yer açmak gayesiyle yıkıyorsunuz putlaşmış fikirleri. Çünkü dostlarım, putlaşmak istiyorsunuz. Hırsınız da, korkunuz da bundan ibaret.

Milenyum Çıkmazı Kitabevlerinde

Resim
Hayattan, insanlardan ve hatta kendinden cadde cadde, sokak sokak kaçan insanların hikâyesi bir çıkmaz sokakta kesişiyor. Böylelikle gün yüzüne çıkıyor göstermeye korktuğumuz yüzümüz, yaralı yanımız. Burak Çakır bizim sırrımızı fısıldıyor bizlere, çocukluğumuzun masumiyetini, ilk sevmelerimizi, hüzünlerimizi ve tutarsızlarımızı hatırlatıyor. Aslında hepimizin bir şekilde bildiği bu çıkmaz sokakta duygu coğrafyamızın tasvirini yapıyor. Karanlıklarımıza bir meşale uzatıyor Milenyum Çıkmazı’ndan… Kitabı İncelemek için tıklayınız

Bir Bektaşi Fıkrası ║ Şiir

Resim
Hoş geldin Kusura bakma duymadım gelişini Kalbimin üzerine yatmışım Uyuşmuş seven yanlarım Beklersen geçer şimdi sersemliğim Bekle, lütfen Uzun yoldan gelmiş gibisin Otur, dinlen istersen                         Çay demlerim, konuşuruz                       Anlatırız ne varsa düne dair Kurtuluruz Sıkılırsak bir Bektaşi fıkrası anlatırım İsmini “hayat” koruz   Şiiri dinlemek için tıklayın

SIĞINAK ║ 1.Bölüm

Resim
“Dürüst bir insan daima çocuk kalır”                                                Sokrates Bir gün koca bir can sıkıntısıyla uyandı ufacık bir çocuk. Önce çizgi film izledi, geçmedi sıkıntısı. Sonra resimli bir kitap aldı, resimlerine baktı biraz, geçmedi. Boyama kitabında bir file renk verdi, geçmedi. Annesinden gizli kilerden tatlı aşırdı yine geçmedi sırtındaki o koca sıkıntı. Ne yapsa tesir etmedi bu sıkıntıya. Sonra oturdu olduğu yere. Öyle anlamsızca beklerken, birden bire bir fısıltı düştü kulaklarına. Doğruldu yerinden. Sıradan bir iş yapıyormuş gibi umarsız araladı kapıyı çocuk ve çıktı dışarıya. Yürüdü, usulca indi merdivenleri, çıktı apartmandan. Yürüdü, bitirdi sokağı, caddeye döndü. Yürüdü, dönemeyeceğini bile bile uzaklaştı semtinden. Ve bir hengâmenin içinde buldu kendini. Hiç görmediği yüzler, hiç bilmediği hayatlar gördü, hayatla tanıştı. Korktu. Kaçmaya başladı gerisin gerisi. Koşuyordu nereye gideceğini bilmeden, kaçıyordu ufacık ayaklarıyla zaman çizgi

Kavuşmak ║ Şiir

Resim
Sırt üstü uzanarak kuru toprağa Dinlemek kayan yıldızların melodisini Uyanmayacağını bilerek düş kurmak Korkmamak enflasyon ve krizden Tasasız ve kaygıdan uzak Ve kalbinde ebedi hayatın Çekilen acılardan tutunarak Günahsız bir bekleyiş ölüm Ölüm diyorum dostlar, ölüm Nasıl da masum kalıyor yaşamın yanında

Yağmur Duası ║ Şiir

Resim
Bir yaşam sürüyorum Yalnızlığın kurak coğrafyasında Yağmur duasında bütün çocuklar Birkaç damla umut dileniyorlar

Çift Hece ║ Şiir

Resim
İsmin şeddeli bir hüzün Yüzün hilal olmuş geceme Çevirme yüzünü Korkuyorum karanlıktan

Akis ║ Şiir

Resim
Bugün bu buğulu camın ardında Kendimden bir parça buldum Bir akis. Dikkatli bakınca fark ettim ki Ne ruhum ne de fikrim temiz Gözlerimde yok o eski ışık Kirpiklerim ayrılmaya isteksiz Ve kalbim, öylesine sessiz Öylesine sessiz ki atmıyor sanki